Diğer Sporlar, Dünya

Büşra Ün: “İnsanlar, bizlere ‘acınacak insanlar’ olarak bakıyor”

Ali Safa Korkut

2016 Rio Paralimpik Oyunları’na katılma başarısı göstererek kendi branşında paralimpik oyunlarda mücadele eden Türkiyeli ilk kadın sporcu olan Büşra Ün, Alan Savunması’na konuştu.

Tekerlekli sandalye tenis turnuvalarında büyük başarılar elde eden 24 yaşındaki paralimpik milli tenisçi, spordaki cinsiyetçilikten dem vururken, engellilerin acınacak insanlar olarak görülmesinden yakındı.

Ün ile kadın ve paralimpik sporcu olmak, Türkiye’de engelli olmak ve spordaki cinsiyetçilik üzerine dopdolu bir röportaj gerçekleştirdik.

Öncelikle koronavirüs salgını sebebiyle karantinada olduğumuz şu günlerde antrenmanlarını nasıl sürdürüyorsun?

Bu süreci elimden geldiğince verimli geçirmeye çalıştım. Hatta ülkesine dönemediği için bir süre evimizde ağrıladığımız karantina arkadaşım Najwa ile evde birlikte çalıştık. Kondisyon çalışmalarımızı yapmaya çalıştık. Tabii ki dışarıda yaptığımız egzersizlerin yerini tutmamış olabilir ama ben yeterince aktif geçirdiğimizi düşünüyorum. Şu anda da zaten artık kortlarda çalışabiliyoruz.

“Para kazanmak için büyük turnuvalarda oynamak gerekiyor ama onlar da çok masraflı”

Geçmişte antrenörsüz çalıştığın bir dönem olmuştu ve bu dönemde duvara karşı çalıştığını belirtmiştin. Hala bu tür zorluklar yaşıyor musun? 

Evet, bir yıl boyunca antrenörsüz çalışmıştım. Tam da Rio’dan 2 yıl önceydi. Daha sonra sponsor bulmuştum. Sponsorumun desteğiyle turnuvaya gitmiştim. Şimdi o kadar karamsar günler geçirmiyorum ama tabii ki her ne kadar sponsorluklar bulsak da ihtiyacımız olan düzeye bazen ulaşamayabiliyoruz. Mesela yurt dışı turnuvalarına gidip gelmemiz gerekiyor ama bunlar çok masraflı, daha büyük turnuvalarda oynamak istiyoruz ancak masrafları çok daha yüksek. O yüzden birazcık zorlanabiliyoruz.

Turnuvalara giderken yol paranı kendin verdiğin için biraz zorluk çektiğin, hatta bunun da ötesinde geçmişte Londra 2012 Olimpiyatlarına sponsor bulamadığın için katılamamışlığın olmuştu. Bu turnuvalara katılmak için ekonomik olarak çok mu güçlü olmak gerekiyor yoksa bu, bunun ötesinde bu durum mu?

Turnuvalara aslında kendi paramla da gidemiyordum çünkü param yoktu. Üç turnuvada biriktirdiğim, kazandığım parayla anca bir turnuva oynayabiliyordum çünkü bizde birinci bile olsanız aldığınız para ödülü çok düşük oluyor. Şöyle söyleyeyim mesela, genelde bir turnuvanın katılım maliyeti 350 euro + uçak bileti ücreti oluyor ama kazandığınızda alacağınız para 200-250 euro ya da dolar arasında değişiyor. Daha fazla para kazanmak için de daha büyük turnuvalarda oynamak gerekiyor ama oraların da masrafları çok fazla.

“Yürüyen tenisçilerle tekerlekli sandalye tenisi arasında dağlar kadar fark var”

Peki bu sadece paralimpik tenisçiler için gerçekleştirilen turnuvalar özelinde mi böyle yoksa engelsiz tenisçiler için de durum aynı mı?

Yürüyen tenisçilerle tekerlekli sandalye tenisi arasında gerçekten dağlar kadar fark var. Tam anlamıyla tekerlekli sandalye tenisinde ilk 10’da değilseniz bunu meslek olarak yapamazsınız. İlk 10’a girebilmek için de çok fazla masraf yapmak gerekiyor. Biz de onun için uğraşıyoruz, şu anda da elimden geldiğince onu yapmaya çalışıyorum ama dediğiniz de doğru, bunun en büyük sebebi de turnuva oynayamamamdı.

Bugün gelinen noktada hala bu tür maddi zorluklar, sponsor bulmak konusunda güçlükler yaşıyor musun?

Şu anda en büyük avantajım sponsorlarım diyebilirim. Hayatımda oynamadığım kadar turnuva oynayabiliyorum. Bu, sponsorlarım ve bağlı olduğum Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu’nun son dönemdeki desteği sayesinde oluyor.

Doğruyu söylemek gerekirse Rio 2016 zamanı turnuvalarda yer almak bence bu kadar zor değildi, şu an gittikçe zorlaşıyor. Her şey tamamen güce odaklı bir hale bürünüyor. Tekerlekli sandalye tenisinde de şöyle bir dezavantaj var: Engel sınıflandırması yok. Yani ben belden aşağısını hissedemiyorum. Tenisi bilenler özellikle belden alınan kuvvetin ne kadar etkili olduğunu biliyorlardır. Benim oynadığım kişiler, normal boks ringine çıkıp antreman yapan kişiler bile olabiliyorlar. Yani bu kişiler yürüyebiliyor bir bacağı diğerinden kısa evet, sandalyede oturuyor ama her halükarda benden daha güçlüler çünkü benim tek kullandığım kas grubu omuz ve kol. O yüzden böyle bir adaletsizlik olduğu için biraz zorlanıyorum. Rio 2016’da benim gibi dünya ilk 32’de sadece bir sporcu vardı. Geri kalan hepsi ya yürüyor ya da ayakları veya bellerini hissediyordu. Kendi kategorimiz olsaydı paralimpik oyunlarında ikinci bile olabilirdim.

Biraz da sizleri sponsor bulmak zorunda bırakan sistem hakkında konuşalım istiyorum. Türkiye Tenis Federasyonu sizlerin masraflarını karşılamıyor mu?  Sporcuların federasyon tarafından yeterince desteklendiğini düşünüyor musun?

Biz tenis federasyonuna bağlı değiliz. Yürüyebilen sporcular bağlı. Engelsiz sporcular normalde, uğraştıkları branşın federasyonuna bağlı ancak bu bizde engele göre ayrılmış durumda. Bedensel engeliniz varsa mesela, yüzücü Sümeyye Boyacı’yı bilirsiniz, biz onunla aynı federasyona bağlıyız çünkü ikimizin de engeli bedensel. Görme engelli sporcuların hepsi, branşları farketmeksizin aynı federasyona bağlı o yüzden benim federasyonumda en çok branşı olan -sanıyorum 17 branş- federasyon, o yüzden gelen bütçeyi 17 branşa dağıtmakta zorlanıyorlar. Tenis de maalesef ülkemizde diğer branşlara göre yeni bir branş olduğu için bütçe konusunda diğer branşlara oranla yeterince şanslı olamıyor.

Belki yapılabilecek çok şey vardır. İzlediğimiz spor politikasında değiştirmemiz gereken şeyler olabilir. Ben de bunun için spor yöneticiliği okudum ve şu an yüksek lisansımı yapıyorum. İnşallah günün birinde yönetim anlamında da ülkeme hizmet etmek istiyorum.

“Popülerlik ve cinsiyet, sponsor bulmak konusunda maalesef çok etkili”

Türkiye’de bireysel sporlarla uğraşan kadın sporcular iki büyük zorlukla karşılaşıyor: Bunlardan ilki sponsor bulmak, ikincisi de maruz kalınan cinsiyet temelli ayrımcılıklar. Sen de bireysel bir sporla uğraşan bir kadın ve de sponsor bulmak konusunda zorluk yaşayan bir sporcusun. Yaşanan bu zorlukları neye bağlıyorsun? Popülerlik veya cinsiyet bunda etkili mi sence? Futbol gibi çok popüler bir sporla uğraşsan veya kadın olmasan şartların senin için daha kolay olacağını düşünüyor musun?

Bireysel olarak mücadele eden sporcular olduğumuz için sponsor bulmakta zorlanıyoruz. Takım sporlarında bu biraz daha kolay olabiliyor. Kadın sporcular sadece bizim toplumumuzda değil dünya genelinde bir sıkıntı çekiyor. Kadın sporcuların tam anlamıyla yeterince güçlü olmadıkları, spor konusunda kas kitlesi açısından yetersiz oldukları gibi şeyler duyuyoruz ama ben bir kadın olarak yaptığım sporla ve bu sporu yapış şeklimle gurur duyuyorum ve hayali ve ideali olan her sporcu gibi elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.

Popülerlik ve cinsiyet bu konuda maalesef çok etkili. Özellikle futbol gibi bir branşta oynasaydım belki bu zorlukları yaşamayabilirdim.

“Erkek egemenliğini savunan hemcinslerimiz, bir kadın olarak olumsuzluklarla karşılaşmamıza neden oluyor”

Bir diğer zorluk da kadın sporcuların maruz kaldıkları ayrımcılıklar. Kadın sporcular aleyhine neredeyse tüm spor branşlarında cinsiyet eşitsizlikleri mevcut. Gelir olarak en düşük ücretleri kazanmakla birlikte antrenman koşullarınız da erkek sporculara oranla daha zor ve kötü. Bunun gibi pek çok örnek sıralanabilir ama ben şunu sormak istiyorum. Senin bu gibi bir ayrımcılığa maruz kaldığın oldu mu?  Bu ayrımcılığı en çok hissettiğin bir an var mı? Varsa anlatabilir misin?

Bizim hissettiğimiz ayrımcılık, kadın tenisçilerin yeterince güçlü olamadıklarından ve bu sebeple maçların çok daha temposuz ve sakin geçtiği yönündeki eleştiriler oluyor. Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta rakibimizle hemen hemen yakın bir güce sahibiz ve baktığınızda aslında kadın tenisçilerin çoğunun çok güçlü olduğunu ve erkek sporculara göre daha akıllı bir oyun oynadığını da görebiliyoruz. O yüzden ben bu işin tamamen cinsiyetle alakalı olduğunu düşünmüyorum. Evet, güç önemli bir faktör ama gücü en iyi şekilde yönetebilmek daha önemli. Ben de  bu şekilde, “Evet Büşra güçsüz ama tenis zekası çok yüksek olan bir sporcu” dendiğini de duyabiliyorum. Evet, belki de ayrımcılığa maruz kalıyoruz ama günümüzde en azından bazı yerlerde bunun yavaş yavaş değiştiğini söyleyebilirim. Özellikle sosyal medyanın bu değişimde etkili olduğunu düşünüyorum.

Peki sence bu ayrımcılıklar neden kaynaklanıyor? Spor dışında, genel olarak erkek egemen bir toplum oluşumuz bunda etkili mi ve medyanın da bu gibi ayrımcılıklara zemin hazırladığını, etkili olduğunu düşünüyor musun?

Erkek egemen toplumların bunda kesinlikle etkili olduğunu düşünüyorum. Sadece bizim toplumumuz değil, turnuvalar için gittiğim yurt dışında görebildiğim kadarıyla dünyada böyle bir şey var. Bir sporda yönetim kurulu üyelerine bakıyorsunuz, çoğu erkek, çoğunda kadın bir yönetici bile yok. Kaç tane “kadın” futbol kulübü başkanımız var mesela? Ben bir tane biliyorum sadece. Benim şu anda hazırlamaya çalıştığım tez konumdan bir tanesi de bu. Yönetim alanında çeşitlilik üzerine odaklanmak istiyorum.

Malesef sadece cinsiyetinden dolayı kendini daha güçlü gören, daha üstte gören ve gerçekten onların üstte olması gerektiğini düşünen hemcinslerim de olduğu için zaman zaman çok olumsuz şeylerle karşılaşabiliyoruz ama bu ayrımcılıklar, insanların kendi gibi olmayan kişileri kabullenemeyişinden kaynaklanıyor. Farklılıkları kabullenip daha çok saygı duymamız gerekiyor.

“İnsanlar, engellilerin önündeki engelleri, yine engellilerin kaldırmasını bekliyor”

Engelliler, ülkemizde sadece sporda değil, ne yazık ki genel olarak günlük yaşamın her aşamasında pek çok zorlukla karşılaşıyor ve engellilerin büyük zorluklar yaşaması sürekli gündeme gelmesine rağmen bir türlü bu zorlukların giderilmesi için çalışmalar yapılmıyor. Sen, insanların bu zorlukları gidermek için hiçbir çaba göstermemesi hakkında ne düşünüyorsun?

Ben insanların illa da empati kurarak bir şeyler yapmasını beklemiyorum. Birisi için bir şey yapmak bu kadar zor olmamalı. İnsanlar illa bir yere engelli rampası yapıyorsa “yarın bir gün belki tekerlekli sandalyeye mahkum olabilirim”, ya da “yaşlanırım dizlerimde ağrılarım olur” diye yapmamalı. Daha geçen gün, antrenörümle yaz dönemi antrenmanını yapmak için Çeşme’de uygun bir yer bulmaya çalışıyorduk ve hiçbirinde rampa yoktu. Bir kuruma bunu söylediğimizde, kurumun işletmecisinin bana söylediği şey rampa için de ekstra para ödememiz gerektiği oldu. Belki ben gitmeyeceğim ama illa ki engelli müşterileri olacak oranın. İnsanların, o sorunun engelliler tarafından giderilmesini beklemeleri beni çok şaşırttı. Şu an kelimelere dökemiyorum. Bana “Kusura bakma sen engellisin, problemini kendin çöz. Daha fazla para öde, rampanı yapalım” dendi. Bu beni gerçekten yıktı. Böyle şeyler her zaman var. İnsanların tam anlamıyla beni anlamasını da beklemiyorum ama ben de olabildiğince dillendirmeye çalışıyorum ki “bakın böyle sorunlar var ve değiştirilmesi gereken şeyler var” diyorum. Duyarlarsa çok güzel olur, duymazlarsa da artık bu, onların engelliler karşısındaki zihniyetlerini gösterir.

“İnsanların, kendi vicdanlarını bizim üzerimizden yaptıkları iyiliklerle tatmin etmelerini istemiyorum”

İnsanların pek çoğu engellilere ‘acınacak insanlar’ olarak bakıyor. Bu herkes gibi sizi de üzüyor mu? Engelliler olarak ikinci sınıf insan, ikinci plana atılmış bir vatandaş olduğunuzu düşünüyor musun?

Evet, insanlar gerçekten bizlere acınacak insanlar olarak bakıyor. Dönem dönem ikinci plana atılmış bir vatandaş olduğumu düşünüyorum. Dediğim gibi her kesimin bir bağnazı var. Bir yere girdiğimde hemen çekilerek arkadaşlarına “lütfen yol verin” diyip bize destek olanlar da var, asansöre geçtiğimizde bizim önümüze atlayan insanlar da. Bazı şeyleri değiştirmek gerçekten çok zor ama yine de şu dönemde geliştiğimizi düşünsem de hala o acıma kısmını atlatamıyoruz.

Geçenlerde de bir haber oldu, o haberle ilgili çok fazla konuşmak istemiyorum ama yani ben kimsenin bana acımasına ihtiyaç duymuyorum ya da insanların kendi merhamet duygularını, –çok ağır olacak, belki bu şekilde de söylemek doğru değil ama- kendi vicdanlarını bizim üzerimizden yaptıkları iyiliklerle tatmin etmelerini istemiyorum. Yardım ve destek farklı bir şey ama acımak gerçekten çok farklı bir şey. Benim belki de toplumda en çok karşılaştığım şey bu oluyor. “Bravo, helal olsun, milli sporcumuz, bizim gururumuz” demek yerine “Sen napıyorsun? Tenis oynuyorsun. Olsun, bak güzel bir şey bulmuşsun, uğraşıyorsun” gibi şeyler söylüyorlar.

Burada insanları suçlayıp ayrıştırmak değil amacım, sonuçta bu kötü niyetle yapılan bir şey değil ama yine de bize hoş hissettiren bir duygu değil. Düşünsenize insanların size gelip “Aa saçın siyah senin, vah vah” diye söylendiklerini (gülerek), ya da “Aaa yazık bu gün en azından taramışsın, ne yapacaksın” dediklerini. Bu bana çok saçma geliyor (gülerek).

“Sosyal sorumluluk projesi olarak görülüyoruz”

Bu bakış açısı yine engelli sporcular için de geçerli ne yazık ki. İnsanlar, sporla uğraşan engellilere ‘Yazık, uğraşacak/oyalanacak bir şey bulmuş kendine, ne güzel’ düşüncesiyle yaklaşıyor. Yine spora katılımlarını sağlamak, engellilere bir lütufmuş gibi sunuluyor ve engelli sporcular bir sosyal sorumluluk projesi olarak görülüyor. Bunlar hakkında ne söylemek istersin?

Evet, bir sosyal sorumluluk projesi olarak görülüyoruz ama bunun tam tersini yapanlar da var. Benim şu anki sponsorum, bana sponsor olduğunda bunu duyurmak ve tanıtımını yapmak istemişti ve benim de çok hoşuma gitmişti. “Asıl yayınlamak istemezseniz benim için sorun olurdu. Siz profesyonel gördüğünüz bir sporcuya nasıl destek olacaksanız ve beni de o şekilde görüyorsanız lütfen beni de o şekilde görün” demiştim. O yüzden de hala 3. Yılımızda da devam edebiliyoruz sponsorumuzla.

Biz ne kadar takip etmeye çalışsak da, engelli sporcuların karşılaştığı ve bizim bilmediğimiz pek çok zorluk vardır. Ülkemizde paralimpik sporcuların karşılaştıkları zorluklar neler? Antrenman tesisleri mesela, erişilebilir tesisler mi?

Antrenman tesisleri konusunda bir sıkıntı yaşıyoruz. Bunu üzülerek söylüyorum ama Adnan Menderes Üniversitesi Spor Yöneticiliği bölümü mezunuyum ve 4 yıl olmasa da iki yıl orda okudum. Diğer yıllarda özel öğrenci olarak gidip gelmekte zorlandığım için Ege Üniversitesi’ne geçtim ve orada maalesef tenis kortlarında hiç antrenman yapamadım. Yani alt tarafı bir rampanın yapılmasını sağlamak (gülerek) çok uzun sürdü. Şu an yapılmış mıdır bilmiyorum ama hala çoğu yerde bu sıkıntıyı yaşıyoruz ama şimdi eskisine göre yine daha iyi durumda. İlk başladığımız zamanlarda “Sandalye kortları çizer mi”, “İz bırakır, kapılar geçerken çarpar” gibi tepkilerle karşılaşıyorduk ama bugün çoğu tenis korltarının, tesislerin bize açılabildiğini görebiliyorum.

“Benim başarım, ‘kupa aldı geçti’ gitti şeklinde verilirken, futbolla ilgili haberler, ‘bilmem kaç milyon avroya bonservisini aldı’ gibi detaylı şekilde veriliyor”

Paralimpik bir sporcu olarak çok önemli başarılar, birincilikler elde ettin ama biz bunları genelde haber sitelerinde bir iki küçük cümleyle, tabiri caizse geçiştirilerek verildiğini gördük. Engelli sporcular olarak medya tarafından hak ettiğiniz değeri gördüğünüzü düşünüyor musunuz?

Engelli veya popüler olmayan branşların sporcuları olarak hak ettiğimiz değeri gördüğümüzü düşünmüyorum çünkü olay sadece 22 kişinin bir topun peşinden koşması olayından çok daha fazlası ama burada bir özeleştiri de vermemiz gerekiyor. Belki de insanların tam anlamıyla ilgisini çekecek ürünler de sunamıyoruzdur. Benim başarım, işte kupa aldı geçti gitti şeklinde verilirken, futbolla ilgili haberler, “bilmem kaç milyon avroya bonservisini aldı” gibi detaylı şekilde veriliyor. Bu haberlerin gölgesinde kaldığımız sürece belki de yeterince değeri göremeyeceğiz. Burada da ben bizlere de çok görev düştüğünü düşünüyorum.

Şu anda “Sana aslında ne görev düşebilir ki” diyebilirsiniz. Bir futbolcunun, kalkıp da her sponsorluğunda, başarısında tweet atma gibi bir zorunluluğu yok çünkü onun nasıl olsa haberi yapılıyor. Onun kendi branşını duyurmak gibi bir amacı yada hedefi olmasına gerek bile yok. Belki de bu branşın ilk sporcuları olduğumuz için böyle sıkıntılar yaşıyoruz. Bunu yaparken de aslında çok fazla da gocunmuyorum, “İnşallah bizden sonraki sporcular için bir yol açabiliriz” umuduyla yaptığım için bu bana çok da yük gibi görünmüyor.

“‘Kötü, yazık, vah vah, şükredilesi’” olarak adlandırıyoruz”

Toplumun, hatta medyanın da engellilere olan bakış açısının böyle olması sence neden kaynaklanıyor?

Bizim gibi olamayan kişileri “farklı” olarak adlandırmak yerine “Kötü, yazık, vah vah, şükredilesi” (gülerek) olarak adlandırıyoruz. Belki de en büyük sorun bu ve aslında en büyük sıkıntı da bizim engellilere sunamadığımız imkanlardan dolayı evinden çıkamayan insanların olması. Benim, tenis camiasından tanıştığım ve engelli olduğu, kendi vücudundan utandığı için  17 yaşına kadar evden çıkamayan arkadaşlarım, büyüklerim var. Bu tamamen insanların ona olan bakış açısından kaynaklanıyor. Evden çıkamamasından ziyade, çıktığında karşılaştığı, sürekli yüzüne vurulan zorluklardan kaynaklanıyor.

Ben özellikle yurt dışında bu konuda çok rahat bir yaşam sürmüştüm. Cardiff’te okudum ve orada 26 yıl boyunca ilk kez, 1 yıl boyunca kendimi hiç engelli gibi hissetmemiştim.

Orada kaldığım yurtta, odada daha rahat hareket edebilmem adına yatağımın küçültüldüğü, dolabımın askılarının aşağı indirildiği söylendi. Lavabo zaten engelli lavabosuydu ve tüm bunların üstüne bana “Senin için daha fazla ne yapabiliriz?” diye soruldu. Ben böyle şeyleri hayal bile edemezken mutfaktaki lavaboyu aşağıya indirmiş, benim için daha alçak ve resmen yeni bir şey yapmışlar ve benim aklımın ucundan dahi geçmeyen bir şey yapmışlar: Ağır kapıları otomatik yapmışlardı. Tuşa basıyorum ve kendiliğinden açılıyor. Ben böyle bir şeyi hayal bile edemezdim.

O yüzden bu sadece insanlara değil sisteme de işlemesi gereken kurallar bence.

İlginizi Çekebilir

...
HDP Milletvekili Oya Ersoy, kadın sporcular hakkında konuştu: “Kadınlar, çocuklar, LGBTİ+’lar için laiklik yaşamsaldır”
...
Olimpiyatların yıldızıydı: Olivia Podmore, bıraktığı mesajın ardından evinde ölü bulundu
...
Türkiye Boks Federasyonu Asbaşkanı Arın: Kadın boksunda aldığımız madalyalar tesadüf değil
...
Feryal Abdelaziz, altın madalya kazanan Mısırlı ilk kadın sporcu oldu

SOSYAL AĞ

Popüler Haberler

...
Fatih Terim’den trans kadın Selin Ciğerci ile evli olan Tuzlasporlu futbolcu Gökhan Çıra’ya transfobik gönderme

1755 kere okundu.

...
Başörtülü sporsevere linç girişimi: “Tesettür böyle zulüm görmedi”

1590 kere okundu.

...
12 yaş altı kız futbol Takımı erkekler liginin şampiyonu oldu

1585 kere okundu.